Teknoloji ve teknolojiye bağlı gelişmek, büyümek elbette güzeldir ve gereklidir.
Ama gelişelim, büyüyelim derken, çirkinleşmenin, “değerlerini kaybetmenin” verdiği tahribatı da herkesin hesap etmesi gerekir ve bunun da önüne geçilmesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır.Son yıllarda inanılmaz hadiselere şahit oluyor ve her geçen gün “manevi tahribatı” gözle görülür bir şekilde hissediyoruz.
Bilhassa televizyonlarda yayınlanan “gündüz programları” insanı dehşete düşürecek sahneleri izlememize neden oluyor.
Aile içi sapıklıklar, cinayetler, akraba düşmanlıkları, çocuk tacizleri, yıllar öncesinden ört bas edilmiş olaylar… vesaire…
Bir toplum bu kadar nasıl dejenere oldu. Bir toplum bu kadar nasıl kendi “öz değerlerine” ters düştü, insanın aklı inanın almıyor.
Ki; bu toplum “Müslüman” olduğunu, “Türk” olduğunu iddia eden insanlardan oluşuyorsa sıkıntı daha da büyüktür.
Nikahsız yaşanan hayatlar ve bu hayatlardan meydana gelen sahipsiz çocuklar…
Her gün kaçan, kaybolan, atılan ve terk edilen evlatlar…
İlk eşinden kaçan, ikinci eşinden şiddet görünce tekrar ilk eşine sığınan hayatlar…
Tandırda yakıldığı iddia edilen evlatlar… mal kavgası veya kaygısı nedeniyle yaşanan katliamlar…
Türkiye nereye gidiyor?
Elbette yollar, hava alanları gibi yatırımlar ve konforlarla gurur duyacağız.
Elbette terörle olan mücadeleyi ayakta alkışlayıp, dua edeceğiz, destek vereceğiz.
Elbette ordumuzun/devletimizin yurt dışı faaliyetlerinde yürekten yanında olacağız.
Ama içerde çok kötü şeyler oluyor beyler! Çok ciddi sorunlar, hem de artıp, büyüyerek karşımıza çıkıyor.
Manevi olarak adeta dibi vurmuşluğu gösteriyor. Kanallardaki programları eleştirmek için yazmıyorum. Hatta bu tür programlar sayesinde “çöküşü görme” imkanı oluyor.
Bazı programlar kayıpları, cinayetleri çözerek adalete ciddi katkıda bulunuyor.
Naho
Mekanlarda çalışanlar bunu gayet olağan olarak anlatıyor ve yaptıkları işi en doğal hakları olarak ifade ediyorlar.
20 tane sicili olup, 24 sene ceza aldıktan sonra 3-5 yıl yatıp, bir şekilde dışarı çıkan insan, kayıp babasının bulunması için programlara katılıyor.
Bu esnada öğreniyoruz ki, yeni doğmuş bir bebek yıllar önce tandırda yanmış ve olay kapanmış.
Genç kızlar, henüz 15-16 yaşına gelmiş bilinçsiz kızların evden kaçması sonucu “uyuşturucu bataklığına” düşüşünü de içimiz sızlayarak öğreniyoruz.
Ailesinden bihaber, eşine kızıp evini terk eden ve yllarca çocuklarını arayıp sormayan anne, babaların varlığının çok olması da çöküşün bir diğer göstergesi.
Demek ki “okul” yetmiyor. Demek ki önce anne babalara sorumluluk hatırlatacak tedbirler alınacak ve bunun gereği, yaptırımı neyse yürürlüğe konulacak.
“Yargı reformu” gündemde iken hatırlatalım dedik…
Biliyoruz ki sayın vekillerimizden gazetemizi takip edenler var.
Bizim görevimiz hatırlatmak.
Allah'a emanet olunuz.