İç Anadolu ile Ege'nin sınırında sıkışmış bu güzel ilçenin en büyük meselesinin “ekonomi” olduğunu defalarca yazdık, gündeme getirdik.
Merhum Demirel'in “yollar yürümekle aşınmaz” sözünü kendilerine göre yorumlayıp, “sorunlar yazmakla çözümlenemez” noktasına getiren “etiketleri” var ama “yetenekleri” yok olan insanlarla “yaşama mecburiyetimiz” sonucunda biz daha çoook yazar ve çizeriz.Defalarca “sütunlarımıza taşıdığımız” başıboş hayvan konusunda “kılını kıpırtmayan” bir anlayış ortalıkta gezinirken…
Belki onlarca kez yazdığımız “şehir içi trafik meselesini” ajandalarına “not olarak düşmeyenler” bu ayyuka varmış şıkayetleri görmezden gelenler…
“Tek tek basaraktan” yürüdüğümüz yollar konusunda “olumlu bir adım atılmasını” umutsuzca beklerken…
“Doktorsuzluktan yıllardır muzdarip” bu şehir sağlık konusunda “hak ettiği hizmeti” almak için çırpınırken…
Elalemin “Organize Sanayisi” yatırımdan geçilmezken, bizimki yatırımsızlıktan rezil durumda iken…
Zaten yok olan ekonomisine bir de “pandemi darbesi” alan Kadim kentin sahipsizliği yüreğimizi burkarken…
Acaba bu sorunları çözmesi gerekenler ne alemde?...
“Kayıtsızlıklarını” ne kadar devam ettirecekler, sorumlu oldukları meseleleri çözmemekteki ısrarcılıkları daha ne kadar sürecek!
Elbette tüm sorumlu kamu görevlileri değil, biz de hiç mi suç yok ?
En başta “siyasiler” olarak gerektiği gibi görev yapılmıyor. Sorunların temel kaynağı da tamamen onları ilgilendiriyor.
Amma “topluma saygısızlığı alışkanlık haline getirenlere” göz yuman bizlerde de büyük hatalar var.
“Uyarma” veya “bildirme” görevlerinden imtina ederek, bu hatalara ortaklık ediyoruz maalesef.
Endüstri Meslek Lisesinin duvarını yapmayandan, Sanayi sitesi kavşağına sinyalizasyon sistemi koymayana kadar hep hatalıyız…
“Maske takmayanlara” seyirci kalanlardan, at aralarının pislik saça saça şehir merkezinde dolaşmalarına göz yumanlara kadar hep suçluyuz…
Sık sık yapılan elektrik kesintilerini duymazdan gelenlerden, “doktorların geldikleri gibi gitmelerine” tepki vermeyenlere kadar hatasız olanımız yok…
Okulların başarı sıralamasını, bunun il bazında ve ülke bazındaki orantılarını “yüreklice” açıklamayanlardan, sportif faaliyetlerde geri kalınmasına izin verenlere kadar “ihmal suçu” işliyoruz…
Sivil toplum Kuruluşlarının “ışık yansın yeter” anlayışı sergilemelerinden, adında “dayanışma” bulunan derneklerin pasif kalmalarına kadar “konuşma kabızlığı” çeken bizler hatalı değil miyiz?
Sorunlar belli, çözümleri de –pek çoğunun- basit…
Velakin, ihmal, aldırmazlık ve yeteneksizlik toplumun “yaşam kalitesinin” düşmesine neden oluyor.
Olay bu kadar basit!
Allah'a emanet olunuz.

