Hayatın telaşesi içerisinde gözümüzle gördüğümüz, kulağımızla duyduğumuz ama bir türlü önleyemediğimiz "sosyal medya tehlikesi" en had safhaya ulaştı.
Küçücük çocukların ellerinde cep telefonları veya tabletler, delikanlıların başlarını kaldırmadıkları sosyal medya çılgınlığı devam ediyor. Aile içerisinde "iletişim eksikliğine" neden olan; toplumsal bir yara olarak da ağırlaşan bir hastalık haline gelen bu tutkunun "önüne geçemeyişimizin" çaresizliğini yaşıyoruz.
Evde, okulda, sokakta velhasıl her yerde "hayattan kopmuş" ve kontrolünü tamamen sosyal medyaya bırakmış bir nesil yetişiyor maalesef.
Gençler öyle de büyükler sanki farklı mı?
Çok ileri yaştaki insanlarda bile bu tutkuyu görüyoruz.
Telefonlar saatlerce elden bırakılmıyor.
Bütün haberler artık gazete, televizyon yerine kendini sosyal medyada buluyor.
"Gündüz programlarına" bir bakarsanız gelinen "rezil noktayı" çok daha iyi görürsünüz.
Tarif edilemeyecek bir "ahlaki çöküş" görmekteyiz.
Ve bu hastalık maalesef kangirene dönmüş durumda.
Çocuklar elden gidiyor, Genç nesil elden gidiyor, büyükler de elden gidiyor.
Kelimenin tam anlamıyla bir “kepazelik tsunamisi" internet üzerinden hayatımızı tehlikeye atıyor.
Toplumsal ilişkiler dibe vurmuş durumda.
Arada bir yapılan sohbetlerin konusu bile sosyal medya üzerinden oluşuyor.
Bizi ailemizden, birbirimizden ve hatta kendimizden bile uzaklaştıran bu çılgınlığın önüne nasıl geçilir bilmiyorum.
Ama en büyük görev ailelere ve devlete düşüyor.
Yoksa kültürünü kaybetmiş, manevi değerlerine yabancı bir toplum olmaktan kaçmak mümkün olmayacak.
O zaman biz aileler olarak üzerimize düşeni yapalım; kalanını da devletten bekleyelim.
Allah'a emanet olunuz

