Haram, helal birbirine karışmış, at izi ile it izi barışmış bir dünyada yaşıyoruz.
Sadece bizim ülkemizde değil; “dünyanın pek çok yerinde” siyaset arenasında malı götüren götürene... Dünyada pek çok sayıda rüşvetten içeri atılan ya da istifa etmek zorunda kalan liderler ya da siyasi parti mensuplarını sık sık okuyor ya da izliyoruz.
Merhum Ozan Arif yaklaşık 35-40 yıl önce yazdığı bir şiirde;
"Kimi geldi sunta ile götürdü,
Kimi geldi çanta ile götürdü,
Her biri bir avantayla götürdü,
Tükenmeyen malı varmış vesselam" diye seslenirken son derece kanayan bir yaraya parmak basıyordu.
Demem o ki; milletin verdiği küçük yetkiler dahi çıkar amaçlı kullanılıyor ve bunda da "ar" edilmiyor.
"İç etme" sadece yasal olmayan yolları kullanmakla olmuyor.
"Kılıfına uydurmak" allayıp, pullayıp malı götürmek de "iç etmenin" bir çeşidi.
"Ağılı donuna yama vurdurarak" gezenlerin son model araçlara "orantısız bir sürede" binmeleri inanın sadece bizi değil; pek çok insanı meraka sürüklüyor.
Gecesini gündüzüne katıp, çocuğuna çocuğuna hasret bir şekilde çalışarak "yaşam standartını" yükseltenlere karşı saygımız sonsuz, Onlara asla lafımız yok.
Bizim sözümüz; şu veya bu şekilde eline geçirdiği bir yetkiyi çıkarları için kullanan ve bu konuda sınır tanımayan insanlara yönelik...
Vasat yaşamında "dava dava" diye bağırdıktan sonra biraz yükselip "olur mu bedava" söylemine sahip olanlarla problemimiz.
Yetenekli olmaları konusunda hiç kimsenin şüphesi olmasın. Fare gibidirler; "kuyruklarının girdiği" her yere kolaylıkla girerler ve adaptasyon sıkıntısı çekmezler.
Çünkü oradakilerin çoğu da kendileri gibidir.
Kısa bir süre sonra yükselmeye başlayıp hayat tarzlarını da değiştirirler.
Ortak özellikleri; kendilerinden başka herkese "yolsuzluk" ve "yalakalık" suçlaması yapmaktır.
Bu kendilerini kamufle etmenin diğer bir yoludur.
Çok şükür herhangi bir yerde yükselmemiz veya terfi etmemiz söz konusu olmadı .
O yüzden bunları rahatça yazabiliyoruz.
Allah'a emanet olunuz.

